Alternatif Menü
       Ana Sayfa
       Huder Forum
       Dergimiz
       Dokümanlar
       Site Üyeleri
       İnternet Bağlantıları
       Yargı Kararları
       Planlanan Faaliyetler
       Gerçekleşen Faaliyetler
       Sürekli Faaliyetler
       Ziyaretler
       Basın Açıklamaları
       Şube Yöneticilerimiz
       Tüzüğümüz
       İletişim ve Ulaşım
       Fotoğraf Galerisi
       Site İçi Arama
       Basında HUDER

En Hit 10 Döküman
 
1 Hukuk Devleti Olmaklığın Dayan 18157
2 Yemen Gezi Notları 16360
3 Bosna Hersek Gezi Notları 16287
4 Devre tatil sözleşmelerinde di 15156
5 Kamu İhale Yasası Üzerine Değe 14453
6 Cumhurbaşkanlığı Seçimi, Cumhu 12758
7 Başörtüsünün Hukuki Mahiyeti 11539
8 Mısır-Ürdün-Suriye Gezi Notlar 9745
9 Memurların Yargılanması 9076
10 AİHM'e başvuru ve sonrası 7364
 

Son Eklenen 10 Döküman
 
1 Hukuk, Hukukçu ve Hukukta Refo 5850
2 Türk Demokrasisinin 56 Yılı ve 6755
3 Öyleyse Neden 6678
4 Sunuş 5710
5 Afet Kararnameleri 6089
6 Hukukçular İçin Muhtemel Mesle 6019
7 Havana Kuralları 5608
8 Borsa ve Bölgesel Borsalar 6225
9 Memurların Yargılanması 9076
10 Kamu İhale Yasası Üzerine Değe 14453
 

En Çok Okunan 10 Karar
 
1 Devre tatil sözleşmesinin ipta 17446
2 Devre tatil sözleşmesinin ipta 13265
3 İdari para cezaları kesinleşme 11777
4 İcra takiplerinde asgari vekal 10822
5 Vergi davalarında nisbi ve üst 8611
6 Geçmiş Kart Aidatına İade Kara 8463
7 Eğitime Hazırlık Ödeneği (Kırt 8285
8 Telekom Sabit Ücret İptal Kara 8186
9 Tel. Hattı almadan ADSL kullan 7907
10 Devre tatil sözleşmesinin ipta 7827
 

Son Eklenen 10 Karar
 
1 Telekomun uyguladığı sabit ücr 4833
2 Tel. Hattı almadan ADSL kullan 6062
3 Davayı kazanan İlam aslının al 6353
4 E-Posta Ile Sovme Sucu 5718
5 İdari para cezaları kesinleşme 11777
6 Adil yargılanma hakkı 6742
7 Tel. Hattı almadan ADSL kulla 6320
8 Evlilik nedeniyle iş akdinin f 6977
9 Başörtüsüne ilişkin iptal kara 5374
10 Geçmiş Kart Aidatına İade Kara 7036
 
 
 

 

                                                                                    SON OSMANLI: YEMEN

"Gece bir ses geldi derinden derinden
Beni mi çağırdı Yemen çöllerinden”

" Yemen'de ölen Türklerin sayısını tarihçiler bilmiyor, öğrenmekten de korkuyor"

“Cihan biliyor ki hiçbir milletin evlatları onların şartlarında onlar gibi savaşmadı; destanların en dokunaklısını arkalarında bırakmadı...Ne hazindir ki şimdi o ıssız vadilerde, engin çöllerde ne mezar taşları ne de ziyaretçileri var...”

Mehmet NİYAZİ

Yemen senin çölün kumdan
Ne istedin yar yar yavrumdan
Ne yolun ne iz bilirim
Hemen yavrumu özlerim

Oy Yemen soyha Yemen
Bülbül ötmez yar yar gülüm çemen
Gelinim hasta yatıyor
Üç yetimle yar yar ben neydem
Yiğidim canın veriyor
Üç yetimle yar yar ben neydem

Şu Yemende zalim paşa
Kuzgun gibi yar yar döner başa
Param yok ki bedel verim
Hemen yavrumu özlerim

Ağustos ayı içerisinde Prof. Dr. Orhan Çeker, Prof. Dr. Ali Osman Koçkuzu, Prof. Dr. Yusuf Küçükdağ ve Prof. Dr. Mehmet Zeki Aydın öncülüğünde bir grup öğretim üyesi ve Hukuki Araştırmalar Derneği Konya Şubesinden bir grup avukat arkadaşlarımızın da bulunduğu 74 kişilik bir grupla Yemen gezisi gerçekleştirdik. Önce İstanbul’dan uçakla Dubai’ye, burada bir gece konakladıktan sonra yine uçakla Yemen’in başkenti Sana’ya indik. Uçak yolculuğu boyunca Hadramevt olarak bilinen ve Ad kavminin yaşadığı bölgeleri kuşbakışı seyrettik.

Yemen her ne kadar bize uzak olsa da tarihte önemli bir yeri olmuştur. Arap Yarımadası'nın Afrika'ya bakan güney ucunda yer alan Yemen, kuzeyden Suudi Arabistan, doğudan Umman, güneyden Hint Okyanusu (Aden Körfezi), batıdan Kızıldeniz'le çevrilidir. En yüksek yeri Hadur Şu'ayb (3760 m.)'dır. Yemen Osmanlı ve  İslam kültür mirası yönünden  oldukça zengin bir mirasa sahiptir.

Yemen insanlık tarihi ile yaşıt bir bölge. Ad kavminin yaşadığı yer. Uğruna yüz binlerce şehit verdiğimiz coğrafya. 400 yıl Osmanlı yönetiminde kalan Yemen Hz. Süleyman’ın saray ve tahtını Kudüs’e getirdiği Saba melikesi Belkıs’ın memleketi. İslamiyet başta olmak üzere bir çok semavi din ve kutsal kitabın söz ettiği yer. Sana şehri de insanlık tarihi ile yaşıt bir şehir. Nuh peygamberin oğlu Sam'ın kurduğu şehir. Yemen, Belkıs'ın sarayının bulunduğu Sebe şehri ile dünyanın en eski Arim barajları vee su bentlerinin bulunduğu ülke.

Kur'an-ı Kerim'de Hz. Süleyman'ın hayatıyla ilgili olarak Yemen'den söz edilir. Hz. Peygamber, Muaz b. Cebel ve Ebu Musa El-Eşari’yi bu bölgeye göndermiş, Veysel Karani bu coğrafyada yaşamış, Fil Ordusunun başında Kabe'yi yıkmaya kalkışan Ebrehe de yine bu bölgede yaşamıştır.

Başkenti Sana’a Yemenin dağlık kısmında kurulmuştur. Yemen’de Milattan Önce 15. yüzyılda kurulan Saba krallığı Milattan Sonra 200’e kadar hüküm sürmüştür. Belkıs dönemi bu krallığın en parlak dönemi olmuştur. Yemen, Doğu Asya ile Akdeniz arasındaki deniz ve kervan ticaretini kontrol eden konumu nedeniyle tarih boyunca stratejik açıdan önemli bir yer olagelmiştir. 7. yüzyılda Hz. Ebubekir döneminde bölge tamamen İslamlaşmıştır. Sırasıyla Memluklar, Eyyubiler ve Osmanlıların hakimiyetine giren Yemen’in özellikle Kızıldeniz kıyılarında 17. yüzyıldan itibaren İngilizler hakim olmuştur. Yemen’de Türk varlığı 1517’ye kadar iniyor. Osmanlı topraklarına katılması ise ilk olarak Kanuni dönemine rastlar. Osmanlının Yemen’den tamamen çıkması 1918 yılındadır. Bu süreç içinde Osmanlının Yemendeki hakimiyeti sık sık kesintilere uğramış ve Zeydi imamların isyanlarında sayısız asker kaybedilmiştir.

Ad kavmi, Yemen ile Umman arasındaki Ahkaf, Hadramevt ve Şuhar taraflarını yurt edindiler. Hadramevt'de, bugün dağlarda oturanların konuştuğu UKAYLİ dilinin, Ad dilinden kalma olduğu zannediliyor.Hz Hud da burada nübüvvet vazifesi almıştır.Hatta, İbnü Rüşd Vadisi'nde Nebiyullah Hud adında bir köy vardır.

Ahkaf (Dehna):Necid,Yemen,Hadramevt sıradağlarıyla çevrili,içine kimsenin girmeye cesaret edemediği, haritalarda boş ve meçhul arazi olarak gösterilen bir kum deryasıdır. Hadramevt'in kuzeyine isabet eden yerlere, Ahkaf denir. Kumların derinliği, ortalama 120 metreden fazla olduğu gibi, kum tepeleri, 300 metreye kadar yükselerek dalgalar gibi, bir taraftan diğer tarafa çalkalanır gider. Bu kum deryası içinde, bazı korkunç girdaplara rastlanır ve bunlara Bahru-s Safi adı verilir.

Bir rivayete göre :Araplarda en evvel melik olan Ad´dır. Ahkaf´ta bir hükümet kurduğu, vefatında,Şedid, Şeddad, İrem adlı oğullarının sırasıyla hükümdar olduğu, Şeddad’ın ilahlık davasına kalkışarak, hatta cenneti taklit ederek, İrem bağı adında müzeyyen bir yer yaptırdığı da rivayet olunmuştur.“Rabbinin, Ad (kavmin)e ve yüksek sütunlar sahibi İrem'e, ne yaptığını görmedin mi? Ki, şehirler içinde, onun bir benzeri yaratılmış değildi.” ( Fecr 6-8)

Ad mimarlıkta çok ileri gitmişti.Hala bugün, Ad Kavmi'nin kalıntıları olmak üzere Yemen ve Hadramevt taraflarında, bir takım eserler,şehir,köşk,su bendi gibi büyük bina harabeleri gösterilmektedir. "Siz, her tepeye bir anıt-alamet inşa edip oyalanıp eğleniyor musunuz? Büyük ve sağlam yapılar yaparak, kalıcı (ebedi) olacağınızı mı umuyorsunuz? Tutup yakaladığınız zaman da zorbalar gibi mi yakalıyorsunuz?" ( Şuara 128 -130 )

Hadremevt hakkında Peygamberimiz de şöyle buyurmuştur:

Habbab bin Eret (r.a.) anlatıyor: İslam’ın ilk günlerinde Rasûlullah (s.a.v.) Kabenin gölgesinde kaftanını yastık yaparak dayandığı bir sırada kendisine Kureyş müşriklerinin işkencelerinden şikayet ettik.

-Ya Rasûlullah (s.a.v.) Bizim için Allah’tan zafer dileyemez misin? Bunların zulmünden kurtulmamız için Allah’a dua edemez misin? dedik.

Rasûlullah(s.a.v) şöyle buyurdu:

-Sizden önceki ümmetler içinde öyle (mazlum) kişiler bulunmuştur ki, müşrikler tarafından onun için yerde bir çukur kazılır, o kişi bu çukura (başı dışarıda bırakarak) gömülür, sonra büyük bir testere getirilir, başı testereyle kesilerek ikiye bölünürdü de, (bu işkence) o mümini dininden döndüremezdi.

Allah’a yemin ederim ki, Allah, şu İslam Dînini muhakkak surette kemale erdirecektir. Öyle bir derecede ki, bir süvari yalnız başına Sana’dan Hadramevt’e kadar selametle gidecek. Allah’tan başka hiçbir şeyden korkmayacak yahut koyun sahibi yolcu sadece koyunu üzerine kurt saldırmasından korkacaktır. Fakat sizler acele ediyorsunuz. (Buhari, Menakıb, 25, Ebu Davud, Cihad, 57)

Enes b. Malik'in (r.a.) anlattığına göre: Allah Resulü (a.s.) “Havzımın miktarı Eyle ile Yemen'in Sana şehri arasındaki mesafe gibidir. Muhakkak ki onda gökyüzünün yıldızları sayısınca ibrikler vardır" buyurmuştur.

Fil suresine konu Fil vakası da Hz. Peygamber'in doğduğu yıl olmuş ve orduda bulunan fillerden dolayı Araplar arasında "Fil Vak'ası", geçtiği yıl ise "Fil Yılı" olarak meşhur olmuştur. Fil ordusunun başındaki Ebrehe de Yemenlidir.

Yemen, dünyanın en fakir 10 ülkesinden biri, 1991'deki Körfez Savaşı'nda Irak'ın yanında yer alması ile diğer bölge ülkeleri tarafından tümüyle tecrit edilmiş, koca yarımadanın en talihsiz coğrafyasında petrole hasret bir ülke.

Yazın en sıcak günlerinde, çöl sıcağına kendimizi hazırlıyoruz. Uçaktan Sana’a ya indiğimizde bizi adeta bir yayla havası karşıladı. Doğrusu Dubai’deki kavurucu sıcak havadan sonra böyle bir hava beklemiyorduk, 2800 metre rakımıyla başkent Sana, belki de Arap çöllerindeki en soğuk yer! Üstelik yaz kış hava sıcaklığı
aşağı yukarı aynı, gündüzleri 28-30 derece arasında değişiyor.

Yemen gezimizin ilk günü başkent Sana’yı gezmeye başlıyoruz. Ülkede, fakirliğin izleri ise silinemeyecek denli derin. Sokaklar şafak sökerken dolmaya başlıyor. Yemen de ilk dikkatimizi çeken Yemenlilerin giysileri oluyor. Kadınları peçeli, erkeklerin giysileri ise Arap kıyafeti olmakla birlikte diğer Arap ülkelerinin kıyafetlerinden çok farklı. Başlarını Araplar'a özgü örtü ile örtüyorlar. Kimileri ise pantolon yerine, bizim hamamlardaki peştemala benzeyen `fota' giyiyor. Yemen erkeklerinin neredeyse tamamına yakını erkeklik sembolü olarak kabul edilen ucu kıvrık kılıflı bir kama, yani "cembiye" kuşanıyor. Cembiye, en ateşli kavgalarda bile kınından çıkarılmadan ömür boyu taşınan yemen erkeklerine has kabzası orijinal işlemelerle kaplı bir aksesuar.

Yemende ekonomik hayat sabah saatlerinden öğleye kadar sürüyor. Öğleden itibaren, güneş batıdan denize savrulana dek bütün ülke "gat" çiğniyor.

‘Gat’ şeklinde telaffuz edilen bu bitki, ufak yapraklara sahip. Olduğu gibi ağza atılan, uzun süre çiğnenen ve genellikle erkekler tarafından tüketildiği gözlenen bu bitkinin rahatlatıcı bir özelliği var. Sabah taze olarak toplanıp öğleden sonra da tüketiliyor. Erkeklerin % 85 i, kadınların % 25 inin bu bitkiyi kullandıkları tahmin ediliyor. Öğleden sonra adeta ülkede zaman duruyor. Yapraklar yavaş yavaş ağız yoluyla yanağa dolduruluyor,dişlerle ezilerek yaprağın suyunun yanaktaki kılcal damarlarla kana geçmesi sağlanıyor.

Yemenliler her gün düzenli olarak bu yaprakları ağızlarında saatlerce çiğniyor. Halk arasında gat meclisleri yapılıyor ve gat almaya 'depolama' deniliyor. Halk günün bir kısmını gat  çiğnemekle geçiriyor. Öğleden sonra başlayıp akşam saatlerine kadar geçen süre gat saati.  Doğal olarak bu sürede iş hayatı da %75 oranında duruyor. Hatta güney-kuzey savaşı esnasında her iki taraf askerleri de gat kullandıkları için öğle saatlerinde savaş bir süre dururmuş. Gatın asıl vatanı, Kızıldeniz sahilinin karşı tarafı olan Habeş diyarı. Yaklaşık 4 asır önce Yemen'e geldiği tahmin ediliyor. Bugün ülkenin ekili arazisinin büyük bir kısmını gat bahçeleri oluşturuyor.

İlk gün Sana’a yakınlarındaki Vadi Dhar adı verilen bölgeyi ziyaret ile geziye başlıyoruz. Bu vadi Yemenlilerin en önemli vadisi. Çok dramatik bir topografyaya sahip bu vadide düğün kutlamaları gelenek haline gelmiş; insanlar düğün sonrası konvoy halinde buraya gelip, danslar eşliğinde kutlamalar yapıyorlar. Biz de ziyaretimiz esnasında bir düğün konvoyu ile karşılaştık. Zeydiler ilk önce bu bölgeye gelmişler. Tepedeki kayalıkların üzerinde üç adet gözetleme kulesi gözümüze takılıyor. Bunlar Osmanlı eseri. Çölün içinde tüm yıl boyunca yeşil kalan, orkide bahçeleri arasında bulunan ve tüm Akdeniz meyvelerinin yetiştiği Vadi Dhar'da İmam Yahya’nın kayaların üzerindeki yazlık sarayı olan Dar-ül Hacer 'i ziyaret ediyoruz. Yemen mimarisinin en muazzam yapılarından biri olan bu saray İmam El Mansur döneminde büyük bir kaya parçası üzerine inşa edilmiş.

Sarayın tam önünde ise Osmanlı Hamamı var ve hala çalışıyor. İmam Yahya, Zeydilerin dini lideri olup 1924'te kendisini Yemen kralı ilan etti. Onun yönetimi 14 Şubat 1948'de öldürülmesine kadar sürdü. Zeydi imamlar genellikle bu sarayda oturmuşlar. Ancak asıl mücadelelerini Şehare bölgesinden yönetmişler. Çünkü Şehare bölgesi çok sarp ve düşmanlar açısından aşılması çok güç bir bölge imiş. Maalesef bu gezimizde zaman yetersizliği nedeniyle Şehare bölgesine gidemedik. Kayaların üzerinde bulunan ve 1930'larda inşa edilen bu saray 20 metreyi bulan yükseklikteki bir kayanın içine ve üzerine inşa edilmiş muhteşem silüetiyle karşımızda duruyor.

Bir sonraki durağımız tarihi Thula kenti. Kalesinde 300’e yakın şehit Osmanlı erinin ve 20 civarında da Osmanlı subayının yattığı hüzünlü bir mekan... Bugün, Yemen’de bilinen son Türk şehitliği başkent San’a’ya 56 km. mesafedeki bu Thula kalesinde. 3000 metrelik Masvar Dağı’nın eteklerinde kurulan şehir geçiş noktasında olduğu için Osmanlı döneminde de önemli bir bölgeydi. Dar bir merdivenden çıkılabilen Masvar Dağı’nın zirvesinde ise kale yer alıyor.

Thula mükemmel derecede korunmuş kaya kule evleriyle ünlüdür. Unesco tarafından da koruma altına alınmış, caddeleri Unesco tarafından yaptırılmış. Hafif yağmurlu bir yaz günü Thula’da bir köylünün evine misafir oluyoruz. Bize tandırda yapılmış ekmek ve çay ikram ediyor. Misafir olduğumuz ev 5 katlı olduğu için biz her bir katında bir ailenin kaldığını düşünmüştük. Oysa ki burada bu 4-5 katlı evlerin tamamında bir aile ikamet ediyormuş. Ayrıca burada bir düğün merasimi ile karşılaşıyoruz. Dar sokaklar, 4-5 katlı taş evler, tepedeki Osmanlı Kalesi ve Camisi ile Thula mutlaka görülmesi gereken bir yer.

Bir sonraki durağımız Kevkeban. Yüksek kayaların üstünde kurulmuş bir kent. Kente çıkmak için çok sarp bir vadiyi geçmek zorundasınız, Vadinin yolu Almanlar tarafından yapılmış. Bu kale 83 kuşatmadan sonra Osmanlı tarafından alınabilmiş. Kalenin hemen dışında kaybolmaya yüz tutmuş Osmanlı şehitliği var.

Daha sonra tekrar Sana’aya dönüp Sana’ayı gezmeye başlıyoruz. Sana’a, "64 Minareli Şehir" olarak anılır. İslam'ın ilk camilerinden Cami-el Kebir, Ulu Camii, Salahaddin Camii, Osmanlı dönemi eserlerinden Kubbet'ül Talha Camii, El Mütevekkil Camii ile Kubbet'ül Bekiriye Camileri ve özellikle de Eski Sana’a bu şehrin önemli mekanlarındandır. Osmanlılar tarafından tamir edilen tarihi Cami-el Kebir, Osmanlıdan bir çok izler taşıyor. Beyaz sakallı Yemenliler camide Kuran okuyor. Namazdan sonra imam ile sohbet ediyoruz. Osmanlı ve Türkiye’den saygı ile bahsediyor. 1600' lü yıllarda Yemen’e ilk gelen ecdadımız tarafından yaptırılan ve Abdulhamit tarafından tadilatı yapılan 400 yıllık eski Osmanlı eseri Bekiriye camisi'ni de ziyaret ediyoruz.

Yemen, Resulullah (a.s.)'ın sağlığında İslam’la şereflenmiştir. Resulullah (a.s.) Medine'de İslâm devletini kurduğunda Yemen, İran nüfuzu altındaydı ve İranlılar o dönemlerde Bâzân adlı bir kişiyi Yemen valisi olarak tayin etmişlerdi. Aslen İranlı olan bu kişi Resulullah (a.s.)'ın davetiyle Müslüman olmuş ve İslâm devleti onu Yemen valiliğinde tutmuştur. Hicretin 9 (M. 631) yılında Bâzân'ın vefat etmesi üzerine Resulullah (a.s.) onun yönetimi altındaki bölgeleri Bâzân'ın oğlu Şehr, Ebu Musa el-Eş'ari (r.a.), Yâli ibnu Umeyye ve Muaz ibnu Cebel (r.a.) arasında paylaştırdı. Resulullah (a.s.), hicretin 9 yılında da Hz. Ali (r.a.)'yi halkını İslâm'a davet etmesi için Yemen'e gönderdi. Hz. Ali (r.a.)'nin daveti etkili oldu ve Yemen halkı kitleler halinde İslâm'a girdi. Resulullah (a.s.)'ın sağlığında Yemen'de Abhele el-Esved el-Ansi adlı bir kişi peygamberlik iddiasında bulundu ve kendi kabilesini etrafına toplamayı başardı. Etrafına topladığı insanlarla Yemen'in önemli bir kısmını işgal etti. Yukarıda sözü edilen eski Yemen valisi Bâzân'ın oğlu ve Resulullah (a.s.) tarafından Yemen'in bir bölümünün idaresi kendisine verilmiş olan Şehr'i öldürdü. Bu kişi daha sonra zorla kendine eş yaptığı Merzebâne adlı kadının bazı yakınlarıyla birlikte düzenlediği bir komplo sonucu öldürüldü ve etrafına topladığı kişiler de dağıldı.

Hz. Peygamber Kisrâ’ya davet mektubu gönderince Kisra mektubu yırtarak Yemen valisi Bazan'a şu emri verdi:

"Duyduğuma göre, Kureyşten biri ortaya çıkmış, peygamberlik dâva ediyormuş. Sen güçlü kuvvetli adamlarından ikisini gönder. Onu bağlayıp getirsinler.”
Vali Bazan emri yerine getirmekte gecikmedi. Peygamber Efendimize iki kişi gönderdi. Ellerine de, Efendimizin gidip Kisrâya teslim olmasını emreden bir mektup verdi.
Bu iki elçi Medine'ye gelerek Resûl-i Ekrem Efendimizin huzuruna çıktılar. Babeveyhadlı elçi, Efendimize hitaben şöyle dedi:

"Kisrâ, vali Bazan'a yazı yazıp seni kendisine götürmek üzere sana adam göndermesini emretti. Bazan da, beni sana gönderdi. Eğer, benimle gelirsen Yemen valisi, Kisrâ'ya senin lehinde mektup yazar, seni bağışlatır, eğer benimle gelmekten çekinirsen Kisra seni de,kavmini de yok eder, memleketini de yıkar." Sonra da Bazan'ın mektubunu verdi.

Resûl-i Ekrem Efendimiz Babeveyh'in anlattıklarını ve mektubun muhtevasını öğrendikten sonra gülümsedi. Sonrada onları İslâmiyete dâvet etti.Elçiler, Efendimizin huzurunda manevî heybetinden dolayı tir tir titriyorlardı. Fakat, bunu hissettirmemek için cesaretli konuşmaya çalışıyorlardı.

Peygamber Efendimiz, "Ne yapmak istediğimi yarın size haber veririm" deyip onları huzurundan çıkardı.

Ertesi gün Efendimiz vahiy ile gelen şu haberi onlara iletti:
"Yüce Allah Kisrâya oğlu Şireveyh'i musallat kıldı. Şireveyh, onu filan ayda, filan gecede ve gecenin de filan saatinde öldürdü!"

Bu haber karşısında elçiler, şaşırıp kaldılar. Peygamber Efendimiz ayrıca onlara hitaben şöyle dedi:

"Bazan'a deyiniz ki: Benim dinim ve hakimiyetim, Kisrânın mülk ve saltanatının ulaştığı yerlere kadar ulaşacaktır.Yine ona deyiniz ki:Eğer sen Müslüman olursan, şu anda idare etmekte olduğun yerleri sana vereceğim. Seni Ebnalardan [Güney Arabistanda yerleşen İranlılar] meydana gelen kavme hükümdar yapacağım.
Bunun üzerine Bazan'ın adamları Yemen'e döndüler. Olup bitenleri anlatıp, Peygamberimizden görüp duyduklarını naklettiler. Vali Bazan, "Vallahi, bu hükümdar sözü değildir. Öyle sanıyorum ki, bu zât dediği gibi, bir peygamberdir" demekten kendini alamadı. Sonra da adamlarına, "Onu nasıl buldunuz?" diye sordu.
Onlar, "Biz, ondan daha heybetli, hiç bir şeyden korkmayan ve muhafızsız bulunan bir hükümdar görmedik. Mütevazi ve yaya olarak halk arasında yürüyordu!" cevabını verdiler.
Bazan, bir müddet daha beklemeyi uygun buldu. Aradan birkaç gün gibi kısa bir zaman geçmişti ki, Kisrânın oğlu Şivereyh'ten Bazan'a şu meâlde bir mektup geldi:
"Ben Kisrâyı öldürdüm! Bu mektubum sana gelince, benim nâmıma halkın bîatını al! Kisrânın sana yazmış olduğu zât hakkında da, yeni bir emrim gelinceye kadar bekle ve hiç bir teşebbüse geçme!"

Bu mektuptan hemen sonra Bazen Müslüman oldu. Onu, Yemen'de oturan Ebnâların Müslüman olması takip etti.

Bazan’ın Müslüman olduğunu haber alan Efendimiz, onu San'a valisi tayin etti. Bu, Peygamberimizin tayin ettiği ilk vali idi ve İran valilerinden imâna gelen ilk zâttı.

Peygamber Efendimiz, Muaz b. Cebel’i, İslâmı anlatıp öğretmek ve Kur'an-ı Kerim'i ezberletmek üzere, Hicretin dokuzuncu yılında Yemen'e göndermişti. Yolculuk öncesi Hz. Peygamber'le aralarında geçen konuşmayı Muâz (r.a) şöyle anlatır:

"Allah Rasûlü beni Yemen'e gönderirken şöyle dedi: "Sana bir mesele sorulduğunda ne ile hükmedeceksin?" Ben: "Allah'ın kitabındakilerle" diye cevap verdim. "Eğer Allah'ın kitabında bulamazsan ne ile hükmedeceksin?" dedi." "Allah Rasûlü'nün hükmettiği ile, dedim. Eğer onda da bulamazsan?" dediğinde: "Kendi reyimle içtihad ederim” diye cevap verdim. Bunun üzerine Allah Rasûlü: "Nebisini, râzı olduğu şeyde başarılı kılan Allah'a hamdolsun" dedi. Ve Yemenlilere, size ashâbımdan ilmi ve dini en iyi bilen hayırlı bir kimseyi gönderiyorum diye bir de mektup yazdı. O’na şu tavsiyelerde bulundu: "Ey Muâz! Ehl-i kitap olan bir topluma gidiyorsun. Cennet'in anahtarı nedir? diye sorarlarsa: "Lâ ilâhe illallah'tır" de. Yâ Muâz, dâima alçak gönüllü ol, hilmle (yumuşaklıkla, akla uygun olarak) hükmet. Cenab-ı Hak, sende samimiyet görürse yardımını ihsan eder, muvaffakiyet verir. Eğer içtihâddan âciz kalırsan meseleyi tahkik edinceye kadar hüküm verebilmek için bekle, yahut meseleyi bana bildir. Nefsinin arzularına uymaktan çekin. Nefsin arzuları insanı Cehennem'e götürür. Halka merhamet ve şefkatle muamele et. "Yâ Muâz! Onları Allah'tan başka Allah olmadığına ve benim Allah'ın Rasulü olduğuma şehadete çağır. Eğer bunu kabul ederlerse, Allah'ın kendilerine bir günde beş vakit namazı farz kıldığını bildir. Bunu da kabul ederlerse, zenginlerden alınıp fakirlere verilmek üzere, kendilerine zekâtın farz kılındığını bildir" (Buhari, Zekât,1).

Resûlullah efendimiz vedâlaşırken buyurdu ki:

- Yâ Mu'âz, sen belki bu seneden sonra beni bir daha göremezsin. Belki dönüşünde burada benim mescidime ve kabrime ziyâret için gelirsin.

Bunu işiten Mu'âz bin Cebel hüzünle gözyaşı dökmeye başlayınca, Peygamberimiz buyurdu ki:

- Ağlama yâ Mu'âz! Feryâd ederek ağlamak şeytandandır. Ben seni yürekleri yufka olan bir kavme gönderiyorum. Onlar hak üzerinde iki kere savaşacaklar. Onlardan sana itâat edenler, sana âsi olanlarla çarpışacaklar; hattâ kadın, kocasına; oğlu babasına; kardeş kardeşine öfkelenecek, sonra da İslâmiyete tekrar döneceklerdir.

Resûlullah efendimiz Mu'âz ile bir mil kadar yürüdü ve son olarak şu nasîhati yaptı:

- Kolaylaştırınız, zorlaştırmayınız! Müjdeleyiniz, ürkütmeyiniz! Birleşiniz, fırkalara ayrılmayınız! Bana yakın olanlar, tam bağlı olanlar, nerede olursa olsunlar, takvâ sâhipleri ve Allahü teâlâya hakkıyla kulluk edenlerdir.

 Netice Allah Rasülü'nün tahmin ettiği gibi oldu. Muâz, Hz. Ebu Bekr'in halifeliği döneminde Yemen'den döndü. Kalan ömrünü Şam'da geçirdi ve Ürdün'de tâûn hastalığından, henüz genç sayılabilecek bir yaşta otuz sekiz yaşında vefat etti.

İlk dinden dönme hareketi de Peygamber (s.a.s)'in sağlığında Yemen'de ortaya çıkmıştı. Kendisinin peygamber olduğunu iddia eden Esved el-Ansî, topladığı kuvvetlerle önce Necran bölgesini, pesinden de San'ayı, Vali Sehr ile yirmi beş gün savaşarak ele geçirdi. Hz. Peygamber'in bölgeye gönderdiği Mu'az b. Cebel, Ma'rib'de bulunan Ebu Musa el-Esari'ye iltihak etmiş daha sonra ikisi birlikte Hadramevt'e gitmişlerdi (Taberi, III, 229-230). "Esved'in çıkarmış olduğu fitne bir alev gibi, Hadramevt'ten Taif, Bahreyn ve Ahsa'dan Aden'e kadar her yeri kaplamıstı" (Ibnül-Esir, II, 338). Hadramevt'te toplanan müslümanlar endişeli bir şekilde beklerken, durumu haber alan Rasûlüllah (s.a.s)'in, Yemen bölgesinde bulunan müslümanların tamamına yönelik, Esved'e karşı savaşılması emri bölgeye ulaştı.

Rasûlüllah (s.a.s)'in emri San'a'daki müslümanlara ulaştığı zaman, planlanan bir suikast ile Esved el-Ansî, Firûz adındaki biri tarafından öldürülmüş ve bu bölge tekrar Islâm'in hâkimiyetine girmişti. Onun öldürüldüğü haberi Medine'ye Rasûlüllah (s.a.s)'in vefat ettiği günün sabahında ulaşmıştı ( Taberî, III, 227 vd.).

Eski Sana’a denilen bölgeye Babül-Yemen kapısından giriliyor. Bir zamanlar yedi kapılı olan başkent Sana’a’nın günümüze ulaşan iki kapısından biri Babül-Yemen diğeri ise Babül-Selam olarak biliniyor. Surlarla çevrili bu mekan mimarisi ile göz kamaştırıyor. Burası kendine özgü kimliğini en iyi şekilde korumayı başarmış harika bir yer. Başkent San’a, UNESCO tarafından korunmaya alınmış bir şehir.Yemen mimarisinin dünya çapında değer taşımasının, yüksek katlı kerpiç inşaatın yanı sıra bir diğer nedeni, cephelerin çok yoğun bir biçimde tezyin edilmesi. UNESCO Dünya Mimari Miras Listesine alındıktan sonra onarılan yapılar, bakımlı sokaklar, altyapı sistemi, geleneksel niteliğini sürdüren zanaatkarların yoğunlaştığı sokaklar. Şehrin dar sokaklarında yükselen binalar genellikle 6-7 katlı. Bu binaların büyük bir kısmı kerpiçten yapılmasına rağmen yüzlerce yıl ayakta kalabilmiş. Yemen’de temel yapı malzemesi kerpiç olup bugün de hala geleneksel yöntemlerle üretiliyor. Özel bir topraktan yapılan çamur döküldükten sonra çeşitli ölçülerde kesilerek kurumaya bırakılıyor. Kerpiç binaların pencereleri “nura” adlı kirecin beyazıyla dantel gibi işlenmiş. Bu dantel görünümlü pencerelere uyacak güzellikte ahşap kapılar büyülüyor insanı. Yüzyıllar önce geliştirilen tekniklerle taş, kerpiç, tuğla kullanılarak yığma teknikle 8-10 kata çıkan yapılar yapmışlar. Her bir yapının bir aileye ait olduğu, aile geliştikçe yapının yükseldiğini söyleniyor. Yapıların cepheleri, pencere ve kapı üstleri zengin bezenmiş, dekoratif alçı tavan ve renkli camlı tepe pencereleri ile iç mimari de zengin mekanlar oluşturulmuş.

 Eski Sana’ayı gezerken kahve dükkanları da dikkat çekiyor. Kahve’nin anavatanı Etiyopya olsa da hızla Arap Yarımadası'na yayılmış ve 300 yıl boyunca Habeşistan'da keşfedilen yöntem ile içilmeye devam edilmiştir. 14. yüzyılda ise yepyeni bir keşif ile ateşte kavrulan kahve çekirdekleri, ezildikten sonra kaynatılarak içime sunuldu.

Kahve’yi ilk olarak işleyip içmeye başlayan Yemen'deki sufi tarikatıdır. Şeyh Şazili 14. yüzyıl sonlarında Yemen’de yaşamış bir Sufi Şeyhi’dir . Kahveyi ilk içtiği rivayet edilen kişilerden biridir. Anadolu’da kahve falı için kahve fincanı kapatılırken Şeyh Şazili ruhuna fatiha okunurmuş. Kanuni Sultan Süleyman döneminde, 1517'te, Yemen Valisi Özdemir Paşa, Yemen'de içtiği ve çok sevdiği kahveyi İstanbul'a getirmiştir. 1544 yılında İstanbul’da Tahtakale’de iki Suriyeli Arap ilk kahvehaneyi açmışlardır.İstanbul'a gelen Venedikli tacirler, çok sevdikleri bu içeceği Venedik'e taşıdı.

Eski Sana’a da bir devenin çalıştırıldığı susamyağı değirmenini de gezdik. Ülkenin hemen her köşesinde Cumhurbaşkanı Ali Abdullah Salih’in afişlerini yapıştırılmış. Eski Sana’a’ da Ebrehe tarafından Kabe’ye alternatif yaptırılan kilise bölgesini de ziyaret ettik.

Habeşistan Kralı Necâşi’ nin, Yemen'e hükümdar tâyin ettiği Ebrehe b. Sabbah, Mekke'ye giden kervan ve Kâbe ziyaretçilerini çekmek ve de San'a şehrini ticaret merkezi haline getirmek üzere burada Kulleys veya Kalis denilen bir tapınak (kilise) yaptırdı. Ancak tapınağa gelen olmadığı gibi Fukaym kabilesine mensup bir Arap veya bir grup Arap kiliseye girerek pislediler. Bunu öğrenen Ebrehe çok kızdı ve Kâbe'yi yıkacağına yemin etti. Büyük bir ordu ve gayet iri cüsseli "Mamud" adlı fili önde olduğu halde Mekke'ye yöneldi. M.S. 57I yılında altmış bin asker ve on yahut dokuz fille yola çıktı. (Ibnü'l-Esir, el-Kâmil fi't Târih)

Ebrehe yolda Yemen krali Zû Neferi bozguna uğrattı, ardından Has'amlıları yendi. Ebrehe'nin fillerin desteğindeki muazzam ordusunun karşısında hiçbir ordu dayanamadı ve Kureyş'liler bu gelişe bakarak Kâbe'nin yıkılacağına kesin olarak inanmaya başladılar.

Mekke yakınında Mugammes denilen yerde Ebrehe ordusu çadırlarını kurdu ve çevredeki Mekke'lilere âit develeri yağmaladılar. Develerin içinde Abdülmuttalib'in de iki yüz devesi vardi. Ebrehe'nin elçisi Mekke'ye giderek Kureys'lilerin ileri gelenleriyle görüştü ve "Kâbe'yi tavaf etmeyi bıraktıkları takdirde onlara saldırmayacaklarını" söyledi. Onlara sadece Kâbe'yi yıkmak için geldiklerini, kendileri ile savaşmayacaklarını bildirdi (Ibnü'l-Esir, a.g.e., s.443)

Abdülmuttalib, "Biz onunla savaşmak istemiyoruz, buna gücümüz de yetmez. Orası Beytullah'tır, eğer korursa O (Allah) Harem'i korur" dedi; develerini görüşmek üzere Ebrehe'nin yanına vardı. Abdülmuttalib'e iyi davranan ve önce onu takdirle karşılayan Ebrehe, Abdülmuttalib develerini isteyince söyle dedi: "Seni ilk gördüğümde gözüme büyük bir şahsiyet olarak görünmüştün. Ama sen Kâbe'nin korunmasını isteyeceğin yerde develerinin pesine düşünce gözümden düştün." Abdülmuttalib, "Ben develerin sahibiyim. Kâbe'nin de sahibi var, O onu korur" dedi.

Abdülmuttalib develerini alip Kureys'lilerin yanına döndü, onlara olup biteni anlattı ve hepsi, muhtemel bir katliâma karşı Mekke'den ayrılıp dağlara çekildiler.

Sabaha karsı Ebrehe, Mekke'ye ilerledi. Mamud denilen büyük fil, şehre yaklâşınca yere çöküverdi; kalkması için çok uğraştıkları halde kalkmadı. Öteki fillerin de, Kâbe yönünde sürüldüklerinde yere çöktükleri, başka bir yöne yöneltildiklerinde koşarak kaçmaya çalıştıkları görüldü. Bu mucizevi olayın sıhhati Hz. Peygamber (s.a.s.)'in Kusva adli devesinin çökmesi olayında, Nebi (s.a.s.)'in söylediği sözlerle sâbit olmuştur: Devesi çökünce Rasûlullah'ın ashâbı, "Deve çöktü" dediğinde, Rasûlullah; "Hayır, Kusva çökmedi, yalnız onu 'Fili engelleyen' engelledi" buyurmuştur.

Ebrehe ordusu Mekke'ye girerken, dahâ önce o bölgede hiç görülmemiş, kırlangıca benzer kus sürüleri bir anda ortaya çıkarak Ebrehe ordusuna saldırdılar. Gaga ve pençelerinde taşıdıkları taşları ve çamurdan balçıkları askerlerin üzerine bıraktıklarında onlar, kurumuş, paramparça olmuş ağaç yaprakları gibi dağıldılar. Rehberleri Nufeyl kaçtı, askerler kus saldırısında telef olup feci şekilde öldüler; yolda kalanlar, geriye dönenler de helâk oldular. Mekke'liler bu mucizeyi dağlardan seyrederken Allah'ın irâdesi karsısında hayret ve dehşet içindeydiler. Ebrehe, bu saldırıda etleri parçalanmış, çürümüş halde San'aya dönerken, Hasm kabilesinin yasadigi bölgede göğsü ikiye yarılarak acıklı şekilde öldü (Kadi Beydâvî, Envârü't-Tenzil, Fil Sûresi tefsiri).

Fil olayi, Müzdelife ve Mina arasındaki Muhassab vadisi arasında bulunan Muassib'de meydana gelmiştir. Müslim ile Ebû Dâvûd, Câbir'den rivâyetle onun söyle dediğini yazarlar: "Rasûlullah Müzdelife'den Mina'ya hareket ettiği zaman Muassib vadisin de hızlanmıştı." Imam Nevevî bunu söyle izah etmistir: "Ashâb-i Fil olayı burada cereyan etmiştir. Onun için, sünnet olan, hacıların buradan hızla geçmesidir" (Mevdûdî, Tefhimul Kur'an VII, 238)

Sana’a’da ziyaret ettiğimiz bir başka mekan da Askeri Müze. Özellikle Osmanlı asker ve komutanlarına ait kıyafetler ve Osmanlı dönemine ait eşyalar dikkat çekici. Müzeye girişte ücret ödemiştik ancak daha sonra Türkiye’den geldiğimiz anlaşılanca giriş ücretleri iade edildi. Osmanlı ve Türkiye’den saygıyla bahsediyorlar. Hatta Yemen gezisi boyunca en ücra köylerde bile Recep Tayyip Erdoğan ve Abdullah Gül hakkında o kadar methiyeler duyduk ki doğrusu çok şaşırdık.

Sana’a bölgesindeki gezimizi bitirdikten sonra Taiz’e doğru yola koyulduk. Taiz yolu üzerinde önce türkülere konu olan Huş Dağlarından geçiyoruz. Bazılarına göre yemen türküsünde “burası Huş’tur/ yolu yokuştur...” Adına onlarca türkü yapılan ve binlerce vatan evladının gidip de dönemediği bu vadilere ve heybetli dağlara bakarken aklımıza gelen birkaç türkü ve ağıtı da söylemeden edemiyoruz.

Yemen senin çölün kumdan
Ne istedin yar yar yavrumdan
Ne yolun ne iz bilirim
Hemen yavrumu özlerim.

Oy Yemen soyha Yemen
Bülbül ötmez yar yar gülüm çemen
Gelinim hasta yatıyor
Üç yetimle yar yar ben neydem
Yiğidim canın veriyor
Üç yetimle yar yar ben neydem

Şu Yemende zalim paşa
Kuzgun gibi yar yar döner başa
Param yok ki bedel verim
Hemen yavrumu özlerim

Haydi şanlı ordumuz
Yemen bizim yurdumuz
Yok mu vatan duygumuz
Marş marş marş ileri
İleridedir şan yeri

Nice yıldır şu Yemen
Millet kanı döküyor
Vatan için can veren
Ana boynu büküyor
Marş marş marş ileri
İleridedir şan yeri

Havada bulut yok, bu ne dumandır?
Mahlede ölüm yok, bu ne figandır?
Şu Yemen illeri ne de yamandır?

Ah o Yemen'dir, gülü çemendir,
Giden gelmiyor, acep nedendir

kışlanın ardında,üç ağaç incir;
kolumda kelepçe, boynumda zincir!
zincirin yerleri ne yaman sancır!

Ah o Yemen'dir, gülü çemendir,
Giden gelmiyor, acep nedendir

kışlanın ardında, sıra söğütler;
zabitler oturmuş, asker öğütler.
yemen'e gidecek bu koç yiğitler

Ah o Yemen'dir, gülü çemendir,
Giden gelmiyor, acep nedendir

kışlanın ardında, redif sesi var;
bakın çantasına acep nesi var?
bir çift kondurası, bir al fesi var!

Ah o Yemen'dir, gülü çemendir,
Giden gelmiyor, acep nedendir

kışlanın ardını, duman bağladı.
analar, babalar kara bağladı!
yemen'e gidene herkes ağladı!

Ah o Yemen'dir, gülü çemendir,
Giden gelmiyor, acep nedendir

kışlanın ardında yüzüyor kazlar;
ayağım ağrıyor, yüreğim sızlar!
yemen'e gidene ağlıyor kızlar!

Ah o Yemen'dir, gülü çemendir,
Giden gelmiyor, acep nedendir

kışlanın ardında, bir kırık testi;
askerin üstüne sam yeli esti!
gelinlik tazeler umudu kesti!

Ah o Yemen'dir, gülü çemendir,
Giden gelmiyor, acep nedendir

“Mızıka çalındı düğün mü sandın
 Al yeşil bayrağı gelin mi sandın
 Yemen’e gideni gelir mi sandın
 Dön gel ağam dön gel dayanamiram
Uyku gaflet bastı uyanamiram
Ağam öldüğüne inanamiram”

Ağamı gönderdim Yemen eline
Çift tabanca bağlar ağam beline
Ağlamak yakışmaz taze geline
Dön gel ağam dön gel dayanamiram
Uyku gaflet bastı uyanamiram
Ağam öldüğüne inanamiram”

yemen yolu çukurdandır
karavanam bakırdandır.
zenginimiz bedel verir
askerimiz fakirdendir

tarlalarda biter kamış
uzar gider vermez yemiş
şol yemende can verenler
biri memed biri memiş

 

    

 
  Yazar: Av. Erdal Özdemir Okunma sayısı: 16361
   
Üye Girişi

Şifre:

 


Haftanın Karikatürü


Anket

CUMHURBAŞKANI KİM OLSUN ?

Toplam Oy : 496

 
 
2007-20010 © Huder.org