Alternatif Menü
       Ana Sayfa
       Huder Forum
       Dergimiz
       Dokümanlar
       Site Üyeleri
       İnternet Bağlantıları
       Yargı Kararları
       Planlanan Faaliyetler
       Gerçekleşen Faaliyetler
       Sürekli Faaliyetler
       Ziyaretler
       Basın Açıklamaları
       Şube Yöneticilerimiz
       Tüzüğümüz
       İletişim ve Ulaşım
       Fotoğraf Galerisi
       Site İçi Arama
       Basında HUDER

En Hit 10 Döküman
 
1 Hukuk Devleti Olmaklığın Dayan 18145
2 Yemen Gezi Notları 16349
3 Bosna Hersek Gezi Notları 16280
4 Devre tatil sözleşmelerinde di 15147
5 Kamu İhale Yasası Üzerine Değe 14433
6 Cumhurbaşkanlığı Seçimi, Cumhu 12749
7 Başörtüsünün Hukuki Mahiyeti 11535
8 Mısır-Ürdün-Suriye Gezi Notlar 9738
9 Memurların Yargılanması 9063
10 AİHM'e başvuru ve sonrası 7355
 

Son Eklenen 10 Döküman
 
1 Hukuk, Hukukçu ve Hukukta Refo 5840
2 Türk Demokrasisinin 56 Yılı ve 6745
3 Öyleyse Neden 6669
4 Sunuş 5705
5 Afet Kararnameleri 6084
6 Hukukçular İçin Muhtemel Mesle 6010
7 Havana Kuralları 5603
8 Borsa ve Bölgesel Borsalar 6219
9 Memurların Yargılanması 9063
10 Kamu İhale Yasası Üzerine Değe 14433
 

En Çok Okunan 10 Karar
 
1 Devre tatil sözleşmesinin ipta 17438
2 Devre tatil sözleşmesinin ipta 13257
3 İdari para cezaları kesinleşme 11763
4 İcra takiplerinde asgari vekal 10815
5 Vergi davalarında nisbi ve üst 8597
6 Geçmiş Kart Aidatına İade Kara 8460
7 Eğitime Hazırlık Ödeneği (Kırt 8274
8 Telekom Sabit Ücret İptal Kara 8178
9 Tel. Hattı almadan ADSL kullan 7897
10 Devre tatil sözleşmesinin ipta 7817
 

Son Eklenen 10 Karar
 
1 Telekomun uyguladığı sabit ücr 4828
2 Tel. Hattı almadan ADSL kullan 6046
3 Davayı kazanan İlam aslının al 6350
4 E-Posta Ile Sovme Sucu 5707
5 İdari para cezaları kesinleşme 11763
6 Adil yargılanma hakkı 6735
7 Tel. Hattı almadan ADSL kulla 6316
8 Evlilik nedeniyle iş akdinin f 6965
9 Başörtüsüne ilişkin iptal kara 5369
10 Geçmiş Kart Aidatına İade Kara 7034
 
 
 

 

 BOSNA GEZİ NOTLARI - ZAMBAKLAR ÜLKESİ BOSNA

 

10-14 Temmuz 2006 arası Hukuki Araştırmalar Derneği üyesi bir grup avukat, işadamı,gazeteci, Deniz Feneri Derneği Genel başkanı ve yardımcısı ile birlikte 44 kişi, Ak Parti İstanbul milletvekili Hüseyin Kansu beyefendinin rehberliğinde Srebrenica Şehitlerini Anma Günü ve Bosna-Hersek gezi programına katıldık.

 

Bosna Hersek balkanlarda, Avrupa’nın ortasında Osmanlı yetimi Müslüman kimliği olan bir ülke. Evlad-ı Fatihan. Fetihten önce alp erenlerin gönülleri fethettiği, sonrasında asıl fethin gerçekleştirildiği ülke.

 

Boşnaklar kendi istekleri ile Müslüman olmuşlar ve Osmanlıya katılmışlar. Boşnaklar, Sırplar ve Hırvatlar Slav ırkından. Dini kimlik ayırmış bu insanları. Boşnaklar Müslüman, Sırplar Ortodoks, Hırvatlar Katolik. Ortadoğu’nun Kudüsü deniliyor Saraybosnaya (Sarajevo).

 

Boşnaklar bu topraklarda savaşın çıkacağına inanmamışlardı. Bir gün savaşı yaşadılar. Çaresizdiler çünkü Osmanlı yoktu. Tarihin belki en acımasız soykırımlarından birini yaşadılar. Bütün bir dünya bu soykırıma sessiz kaldı. Günde 2,5–3 milyon mermi sıkılıyor ve günde 2 bin bomba atılıyordu üzerlerine. Hırvatlar yakarak Sırplar keserek öldürüyorlardı. Bir çocuk annesine koşarken nasıl öldürülür, yardıma muhtaç insanlar yardım alırken nasıl öldürülür bunların hepsini gördüler. Radovan Karadzic ve yandaşları kadehlerini kaldırarak soykırımı başlatmışlar, beş saat sonra baş çarşıda şarabımızı içeceğiz diyerek. Beş saat sonra ulaşacaklarını sandıkları hedeflerine hiçbir zaman ulaşamadılar. Beş saat onlar için dört yıl oldu. Dünyanın en uzun savunmalarından biri oldu. 250 bin şehit verildi bu topraklar için. Bazı Boşnak kardeşlerimize göre değerlerini unutan bir millete bu zulümler bir lütuftu, kimine göre bir ceza...

 

Bugün ülkede barış bir ölçüde sağlanmış durumda. Bosna Hersek, 13 yıl önceki iç savaşın yaralarını sarıyor... Geleneksel ama Avrupalı. Türkiye'den yeterince yatırımcının gitmediği Bosna Hersek'te, Malezya, Birleşik Arap Emirlikleri, Kuveyt,Suudi Arabistan sermayesi kendini hissettiriyor. Başkent Saraybosna’da bu ülkelerce yaptırılan camiler ve diğer hizmetler kendini hemen hissettiriyor. Her ülke kendi mimari tarzını uyguluyor.

 

SARAYBOSNA (SARAJEVO)

 

Saray Bosna dört bir yanı dağlarla çevrilmiş bir Osmanlı şehri. İgman ve Püren dağları bu şehri çevreliyor. Kış olimpiyatları da burada gerçekleştirilmiş. Meşhur kayak merkezleri var. Minyeska Nehri Bosna’nın ortasından geçiyor.

 

Saraybosna cami ve minareleriyle meşhur bir şehir. Bir çok Osmanlı yapısı cami mevcut. Savaş yıllarında bu camilerin büyük bir bölümü yıkılmış veya tahrip edilmiş. Savaş sonrasında Suudi kral Fahd bu camilerin büyük bir bölümünü restore ettirmiş. Saraybosna’nın meşhur Osmanlı camileri; Fatih Külliyesi, Başçarşı camii, Gazi Hüsrev Begova Camii, Ferhadiye Camii.

 

Bosna Hersek’te 3 dönem kendini hemen hissettiriyor. Osmanlı İmparatorluğu dönemi, Avusturya-Macaristan İmparatorluğu dönemi ve Yugoslavya dönemi. Bu dönemler en çok mimaride hissediliyor. Osmanlı mimarisi insan merkezli, sıcak, cıvıl cıvıl bir yapı arz ederken Avusturya mimarisi soğukluğunu hissettiriyor. Yugoslavya döneminde ise doğu bloğu etkisi ile yüksek katlı binalar kendini gösteriyor.

 

Başçarşı tamamen Osmanlı yapısı bir eser. Başçarşı’da gezerken İstanbul, Bursa, Konya’da gezermişçesine bir havaya kapılıyorsunuz. Bakırcılar çarşısı, kuyumcular çarşısı ve diğer çarşılar bizimkilerin aynısı. Başçarşı savaşta tamamen yıkılmış. Gazi Hüsrev Begova Vakfı tarafından yeniden inşa edilmiş. Osmanlı buralarda 150 ye yakın han yapmış. Bunlardan sadece birkaç tanesi bugün ayakta. Moriça Han 465 yıldır hizmet veriyor.

 

Merkezi Moriça Han’da bulunan ve Bosna’nın bağımsızlığı ile Müslüman şuurunun yerleştirilmesinde büyük katkıları bulunan merhum Aliya İzzetbegoviç’in de üyesi bulunduğu Mladi Müslimani (Genç Müslümanlar Teşkilatı) de burada hizmet veriyor.

 

Mladi Müslümani teşkilatının genel başkanı Ömer Behmen beyefendi ile defalarca görüşme imkanımız oldu. Kendisi Aliya İzzetbegoviç’in en yakın arkadaşı olup 17 yıl hapis yatmış kendisini Bosna için feda etmiş bilge bir insan.”Sizden sadaka istemiyoruz, gelin buraya yatırım yapın, fabrikalar satın alın, buralara yerleşin” diyor.

 

Osmanlı buraları fethetmeden önce tekke ve zaviyeler vasıtası ile buralara gelmiş. Slav olan bu insanlar tekke ve zaviyelerle İslam’ı tanımışlar ve müslüman olmuşlar. Ardından bu topraklar fethedilmiş. Bugün tekkeler ve medreseler Osmanlı döneminde olduğu gibi capcanlı yaşıyorlar ve günümüzde de faaliyetlerine devam ediyorlar. Elçi İbrahim Paşa medresesi de halen eğitim veriyor. Saraybosnaya yakın Visoko şehrinde bulunan ve ziyaret ettiğimiz Osman Efendi Redzovic medresesi de yeni kurulan medreselerden biri.

 

Saraybosna’da 250 bin şehidin yattığı 77 adet şehitlik mevcut. Bu şehitlikler evvellinde futbol sahası, otopark, park, boş arazi iken bugün ebedi istirahatgah olmuşlar.1992-1995 yılları arasında bu insanlar şehit edilmişler. Toplu katliamlar yapılmış.

 

Saraybosna'da ziyaret ettiğimiz bir başka önemli yer: Tünel.

 

1300 gün kuşatılan, dış dünyayla bağlantısı koparılan Saraybosna’ya hayat vermiş. Sırp mevzileri arasından, uluslararası havaalanının altından özgür dünyaya açılan pencere. 800 metre uzunluğunda, bir metre eninde ve 1.60 metre yüksekliğinde.

 

Büyük bir gizlilik içerisinde yürütülen tünel kazım işlemleri, 4 ay 4 gün sonra tamamlanmış. 24 saat aralıksız devam eden tünel kazma işlemleri 3 vardiya olarak devam etmiş. Tünel kazımı sonrasında Saraybosna, Butmir, İgman ve Bosna Hersek Özerk bölgeler arasında irtibat sağlanmış. İlk gece 12 ton askeri malzeme geçişi sağlanmış. Birçok askeri birliğe takviye asker dağıtımı da buradan yapılmış.

 

Saraybosna’daki evini Bosna Hersek Ordusu’na karargah olarak vererek Sırplara karşı kazanılan zaferde büyük pay sahibi olan Sida Kolar nine, savaş sonrasında da şehre ziyarete gelen misafirleri evinde ağırlamaya devam ediyor.

 

Yer altı tünelinin geçtiği bu ev, savaşın sona ermesinin ardından müze olarak kullanılmaya başlanmış. Kolar ailesi tarafından restore edilerek müze haline getirilen binada tünel kazmak için kullanılan kazma, kürek, el arabası, içlerine yiyecek taşınan çuvallar, savaş malzemeleri, askeri elbiseler sergileniyor. Ayrıca evin bir odasında gelen ziyaretçilere savaşı anlatan 20 dakikalık film izlettiriliyor.

 

Traveviç mevkisi savaşın Sırplar tarafından yönetildiği mevki. Saraybosna’ya hakim. Karadziç’in karargahının bulunduğu yer. Saraybosna’ya hakim bu tepelerden sniperlarla insanlar zevk için öldürülmüşler. Savaş sırasında birçok Boşnak ümitsizliğe kapılarak Hırvat ordusunda paralı asker olmuşlar. Bir gün Reisül Ulema, bu paralı askerlerin ölmeleri halinde cenaze namazlarının kılınamayacağını ilan edince bu paralı askerler Hırvat ordusundan kaçıp Boşnak ordulara katılmışlar.

 

Bosna da barış Dayton anlaşmasıyla kısmen de olsa sağlanmış durumda. Savaştan günümüze görsel planda yapılanma ciddi manada gerçekleştirilmiş. Ülke federasyon olarak yönetilmektedir. Bosna Hersek içinde ülke sayılabilecek kantonlar mevcuttur. Boşnak kantonu, Hırvat kontonu ve sırp kantonu.

 

Saraybosna yeşillikler içerisinde, nehirleri ve çağlayanlarıyla tabiat harikası bir yer.

 

Sokaklar cıvıl cıvıl. Başçarşıda hanlar, bedestenler nasıl yaşıyor, yaşatılıyor mutlaka görmek lazım. Onca zorluğa, ekonomik sıkıntıya rağmen, esnaf kimseyi kolundan bacağından çekiştirip içeri almaya, mal satmaya çalışmıyor. Kaldırım işgali de yok. Dükkanların önüne kimse mal çıkarmıyor. Yayalar rahatça dolaşıyor. Her şey düzen içinde. Komşuya da müşteriye de saygı var.

 

Başçarşı'ya gidip, "Cevap"cıya, "Burek"çiye gitmemek olmaz. Cevap dedikleri kebap, burek dedikleri de börek... Başçarşıda Galatasaraylı efsane futbolcu Tarık Hodziç'in restoranı da var. Boşnak Tarık Hodziç, Türkiye 1. liginde gol kralı olmuş ilk yabancı futbolcu, seksenli yıllarda Galatasaray’ın formasını giymiş, kendisinin "Sur Galatasaray" adlı bir restoranı var.

 

Başçarşı Müslümanların içsel güzelliğinin taşa, toprağa, ağaca nasılda şekil verdiğinin nadide örnekleriyle dopdoluydu. Osmanlı eserlerinin yaşanan çağın soğuk betonlarına karşı islami mayasıyla tertemiz duruşunu gösteriyor.

 

Aslında bu eserler sadece başçarşı etrafında değiller. Saraybosna’nın çevresini saran tepelerden herhangi birinden bakacak olsanız şehrin her tarafında ki mağrur minareleri, şehitlikleri ve tarihi görür, koklarsınız. İgman dağı eteklerinden çıkan Bosna nehrinin şırıltısını duyarsınız.

 

Saraybosna’da bilge kral Aliya’nın metfun olduğu Kovaçi şehitliğini ziyaret ettik. Yaşantısı ve düşüncelerindeki samimiyeti hissettiren bir sadelik vardı bilge kralın kabrinde. Bir asker bilge kralın kabrinde nöbet tutuyor elini kalbinin üzerinde tutarak.

 

Bosna tarihiyle, tabiatıyla İgman dağının eteklerinden hiç tanımadıkları Resulullahı görmeye giden yalın ayaklı bilgelerin ülkesi.

 

İGMAN DAĞININ YALIN AYAKLI BİLGELERİ

 

İgman dağının eteklerinde İsevi dervişler yaşarmış. Bunlar İncil'de bahsi geçen son peygamberi beklerlermiş. Bir gün "Vakit tamam, artık gelmiş olmalı" deyip son peygamberi bulmak ümidiyle yalınayak yola koyulmuşlar. Yıllarca yürümüşler. Binlerce kilometre yol katetmişler. Ayakları kana bulanmış. Derken Medîne-i Münevvere'ye varmışlar. Medine'de önlerine çıkan ilk adama "Biz Allah'ın elçisini arıyoruz. Adı Muhammed" demişler. Adam "Ne yazık ki geç kaldınız. Allah'ın elçisi dün öldü" demiş. Dervişler içli, içli ağlamaya başlamışlar. "Ben Hattab oğlu Ömer" demiş adam. "Elçinin yakınıydım. Buyurun mescide geçelim, biraz soluklanırsınız. Bu arada ben size elçinin getirdiği mesajı anlatırım."

 

Dervişler teklifi şükranla karşılayıp, Peygamber mescidini kanlı ayaklarıyla kirletemeyeceklerini söylemişler. Bunun üzerine Ömer bin Hattab onlara sarı mesler hediye etmiş. Dervişler mesleri öpüp bağırlarına basmışlar. "Bir Peygamber dostunun hediyesini ayağımıza süremeyiz" demişler.

 

"Siz kimlersiniz?" diye sormuş Ömer bin Hattab.

"Biz İgumanlarız" demiş İgumanlar.

"Geldiğiniz ülkenin adı ne?"

"Geldiğimiz ülkenin adı yok."

"Peki sizin dilinizde yalınayak nasıl denir?"

"Bos."

"O halde ülkenizin adı biraz sizin dilinizden, biraz bizim dilimizden BOSNA olsun"

Yalın ayağımız.

(Hakan Albayrak-Ebuzer)

 

SREBRENİCA BİR SÜKUT İLAHİSİ

“NEVER FORGET”

 

Zambaklar solmaz…

Çiçek bahçesinde gördüm O’nu..

Srebrenica’da bir zambak başında.

Kokluyor zambağını gül gibi..

Yüreğiyle dokunuyor O’na..

Ana yüreği…

Besbelli hasretine hasret…

O, Mustafa’sının başında…

Açmış ellerini Hakk’a;

Duası Bosna.

Tebessüm bu kadar mı sıcak olur..

Bu kadar mı candan.

Başı dik ama mağrur değil.

İftihar okunuyor gözlerinde…

Şehid anası O.

Besbelli ‘elhamdülillah’ diyor yüreği.

O, Mustafa’sının başında…

 

Kıskanır mı analar bilmem..

İki oğul vermiş Allah için..

Dahası; amca, kardeş yeğen..

Tam elli beş can.

Diğer şehidinden bihaber.

O, Mustafa’sının başında…

 Ahh, diyor..

Şehidim diyor..

Mustafa’mın küçüğü diyor.

Mustafa’sı gibi

O’na da dokunmak istiyor..

Hem sabırlı, hem umutlu..

Elbet bulunup, tamamlanacak şehidinin kemikleri.

Yeşil örtülü bir tabut daha diyor.

Mustafa da kardeşini bekliyor…

 Korku yok; teslimiyet var Allah’a…

Bosna’da ana şefkati evlada şehadet şerbeti…

O, Mustafa’sının başında;

“Sırp alsa silahı eline…

Kırpmam gözümü, yine gönderirim şehadete” diyor…

Şehitler ölmez ana…

Zambaklar solmaz.

Zambaksız Bosna’lar olmaz!

 

Srebrenica BM Güvenlik konseyinin 819 ve 824 sayılı kararlarıyla savaş sırasında güvenli alan ilan edilen bir bölge.

 

6-8 Temmuz 1995 tarihlerinde Bosna’daki Sırp güçleri harekete geçerek Hollanda askerlerinin koruduğu Srebrenica’yı kuşatma altına almış, ateş altındaki şehirde bulunan çoluk çoçuk,kadın ve yaşlı insanları aç ve susuz bırakmışlar, 11 Temmuz’da Sırp güçleri Srebrenica’ya girerek 12 ile 77 yaş arasındaki tüm Bosnalıları toplamışlar, 7800 kişiyi vahşice öldürmüşler. Bölgede henüz açılmayı bekleyen 31 tane toplu mezar var. Bu toplu mezarlar da dikkate alındığında bu sayının 13.000 olabileceği tahmin ediliyor.Sabah namazından sonra Vogoşça’dan Srebrenica’ya doğru yola düştük. Rehberimiz Hüseyin Bey yolun çok kalabalık olabileceğini ve bu sebeple erken çıkmamız gerektiğini söylemişti.

 

Olovo ve Kladanj şehirlerini geçtikten sonra Republika Srpska bölgesine geçiyoruz. Srebrenica bu bölgede bir yerleşim yeri. Sırp entitesinde yollarda bulunan levhalarda kiril alfabesi kullanılıyor. Dükkanların bazılarının tabelaları kiril alfabesi ile yazılı iken bazılarında Latin harfleri kullanılmış. Bosna genelinde Müslümanlar ve Hırvatlar Latin harflerini kullanırken, Sırplar kiril harflerini kullanmayı tercih ediyorlar. Yolumuza sağlı sollu köyler eşlik ediyor.

 

Nihayet Srebrenica’ya varıyoruz. Belediye başkanı bizi bekliyor. Başkan bize katliamı ve şehitliği anlatan kataloğlar dağıtıyor. Ayrıca bize organizasyon kartları dağıtıyor.

 

Birkaç kilometre sonra Potoçari şehitliğine varıyoruz. İlk olarak katliamın yapıldığı fabrikaları gördük otobüsümüzün pencerelerinden sonra yüzlerce boş mezarı ve mezar başlarında bekleyen binlerce insanı. On binlerce insana rağmen garip bir sessizlik vardı, insanlar konuşmuyorlar bazıları mezarların başında ağlıyor, dua ediyor bazılarıysa suskun gözlerle bakıyordu sadece.

 

Bosna genelinden gelen 100 den fazla imam, Bosna-Hersek Cumhurbaşkanı, Başbakan, Reisül Ulema Mustafa Çeriç, ile yabancı davetliler protokoldaki yerlerini aldıktan sonra anma programı başladı. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Başsavcısı da oradaydı. Türkiye’den İstanbul Milletvekili Hüseyin Kansu, İnsan Hakları İnceleme Komisyonu Başkanı Nevşehir milletvekili Mehmet Elkatmış, Sakarya milletvekili Süleyman Gündüz, Şanlıurfa milletvekili Mehmet Atilla Maraş ve Antalya milletvekili Atila Emek olmak üzere 5 milletvekili anma programında hazır bulundu.

 

Bosnalı hafızların okudukları ilahi ve Kur’an ağlamamak için direnen gözlerimizin direncini kırdı, ağladık kardeşlerimizle, kardeşlerimiz için, sessiz ve içten...

 

Toplu mezarlardan çıkarılıp DNA testleri neticesinde kimlikleri tespit edilmiş 505 Boşnak’ın tabutları yan yana sıralanmış. Öğle namazı ve ikindi namazı defin işleminin uzun süreceği düşünülerek cemedilerek kılındı. Ardından cenaze namazı kılındıktan sonra isimler tek tek okunmaya başladı. İsimler okundukça dizi dizi sıralanmış yeşil tabutlardan biri daha yükseliyor eller üzerinde.

 

Cenazeler eller üzerinde kendileri için günler öncesinden hazırlanmış mezarlara doğru yol alıyor. İnsan zincirine biz de katılıyoruz. Rehberimiz Hüseyin Bey öncülüğünde mezar başında bekleyen insanların acılarını paylaşıyoruz. Türkiye’den geldiğimizi ve Türk halkı adına acılarını paylaştığımızı bildiriyoruz. Etraf içli içli gözyaşı döken insanlarla dolu. Kadınlar, eşleri, çocukları sanki şimdi ölmüş gibi feryat ediyorlar. Çoğu baygınlık geçiriyor. Cenazeler gömülüyor. Gözyaşları karışıyor nemli toprağa. Civar köy ve şehirlerden gelen onlarca imam Kur’an okuyorlar. Dualar yükseliyor semaya. Mezarların başında evlatlarıyla konuşan yaşlı teyzeleri görüyoruz. Ölüm tarihleri hep aynı ve hepsi erkek.

 

Anma programında görevli gençlerin hepsi sarı tişörtler giymişler. Tişörtlerin arkasında “Never Forget” “Asla unutma” yazıyor.

 

 Gümüşün kızı Srebrenica;

Ay çırpındı, patikalar yol aradı hicretine

Bir Ensar’dı aradığın

Yazdı, kandı, kızıldı

Temmuzdu.. terini silemedim

Beglik şöyle dursun şâdlık bende yalan düştü

Ten düştü candan

Kan terledi.

Srebrenitsa ah Srebrenitsa

Yıkılsın gökler

Yarılsın yerler

Birleşsin binlerce acı dolu kalp

Hançer olsun

Çıkmasın zalim batının böğründen

Kazılan mezarlar dile gelsin

Tabutlar dile gelsin

Kemikler dile gelsin

Toplu mezarlar haykırsın

Alsın yüzüne çarpsın

Kıpkızıl kapkara zulmü

Batının utanmaz

Maskesi altından sırıtan pis yüzüne

 

Akşam tekrar Saraybosna’dayız. Gazi Hüsrev Bey camiinde akşam namazlarını kıldıktan sonra camiinin hemen yanıbaşındaki bir cafenin önüne oturuyoruz. “Türk çayı bulunur” yazıyor burada. Türk çayı içiyoruz burada milletvekillerimiz ile birlikte. Şair milletvekilimiz Mehmet Atilla Maraş Beyefendiye şiir okuması için ricada bulunuyoruz. Bizi kırmıyor ve Saraybosna’da Osmanlı yadigari Başçarşının bir sokağında şiir akşamı tertip ediyoruz. Sakarya milletvekilimiz Süleyman Bey “Saraybosna’da Atilla Maraş’tan şiir dinlemek herkese nasip olmaz kıymetini bilin”diyor.

 

MOSTAR

 

Bir sonraki rotamız Mostar... Mostar'a giderken, Jablanica'daki Neretva Köprüsü film sahnlerindeki gibi duruyor. Hani şu İkinci Dünya Savaşı'nda Almanların, Adriyatik denizine açılan en strajetik ikmal yolu olan Neretva... İşte bu demiryolu köprüsü Partizanların havaya uçurduğu haliyle duruyor. Çevresi de savaş müzesi haline getirilmiş...

 

Jablanica’nın kuzu kebabı meşhur. Dönüşte biz de bir lokantada kebap yeme fırsatı bulduk.

 

Neretva nehri Mostar’dan geçiyor. Kanyonları, balık çiftlikleri ve yüzen evleriyle meşhur. Mostar Köprüsü Buna Nehri’nin üzerine kurulmuş.

 

Mimar Sinan, padişahın emri üzerine şairlere, müzisyenlere, ressamlara yüzyıllar boyu ilham kaynağı olacak köprünün yapımı için kalfası Hayrettin Ağa’yı görevlendirmiş. Mimar Hayrettin, 1557’de başladığı köprü inşaatını 1566 yılında tamamlayarak Osmanlı’nın batıda ulaştığı en uç noktada Osmanlı’nın ve İslam’ın mührünü vurmak için köprüye hilal şekli verip üzerini bembeyaz mermerler ile döşemiş, Allah’ın (c.c) güzel isimlerini çağrıştırmak için de 99 basamak yapmış. Bu sebepledir ki, Hırvat topçusunun 9 Kasım 1993 sabahı Neretva üzerinde bir gökkuşağı gibi asılı duran Mostar köprüsüne atış yaparak yıkmaya çalıştığı bir köprüden daha fazlası; Boşnakların geçmiş ile aralarındaki bağları idi.

 

Köprü 28,5 metre uzunluğunda 35 metre yüksekliğinde. Buna Nehri saniyede 43000 litre su taşıyor.

 

Hırvat topçuları tarafından vurulan Mostar köprüsü yeniden inşa edilmiş. 440 yıllık köprü her şeye rağmen, ayaktaydı. Yıkılan köprüyü iki yıl önce bir Türk firması yapmış. Taşlarını Yozgatlı ustalar yerleştirmiş. Şimdi dünya mirası listesindeki bu köprü bütün haşmetiyle dimdik ayakta. 5 Euro bahşiş karşılığı Boşnak gençler çivileme atlayıp gösteri yapıyor.

 

Mostar’ın silüetinde minareler öylesine kendini hissettiriyor ki Hırvatlar bu etkiyi kaldırmak için devasa bir çan kulesi inşa etmişler. Şehre hakim bir tepeye de dev haç işareti dikmişler. Şehir federasyon dahilinde Hırvatların elinde bulunuyor. Savaştan sonra yapılmış bu çan kulesi ve haç işareti tahrikkar bir durum sergiliyor aslında.

 

Evliya Çelebi Seyahatname adlı eserinde Mostar’da 48 adet cami olduğunu yazmış. Bunların çoğu savaş esnasında yıkılmış/yakılmış. Savaştan sonra yaklaşık 20 cami yeniden inşa edilerek yada restore edilerek ibadete açılmış. Koski Mehmet Paşa camii ve Karagöz Bey camii bu şehrin en meşhur camilerinden.

 

BLAGAY

 

Karagöz Begova köprüsünü geçtikten sonra Buna Nehri’nin doğduğu yerin yanında Blagay Tekkesi (Alperenler Tekkesi) bulunuyor. Evliya Çelebi Seyahatnamesinde Mostar Müftüsü Ziyaeddin Ahmed İbn Mustafa’nın Blagay’da bir halveti tekkesi inşa ettiğini yazıyor.

Bu tekkeler fethe zemin hazırlamış. Fetihler kansız gerçekleştirilmiş. Nehrin doğduğu yerde nehir kıyısına kurulmuş balık lokantaları var.

 

POÇİTEL

 

Bosna-Hersek’teki İslam mührünün bir diğer örneği de Poçitel’deki Osmanlı köyü. Adriyatik’e otuz kilometre mesafedeki Poçitel de Mostar gibi, zümrüt renkli Neretva ırmağının kıyısında, yemyeşil bir dağın yamacına kurulmuş. Bu son Osmanlı köyünde hiç kimse kalmasa bile, başkent İstanbul’un ruhu sanki hiç çıkarılmamacasına giydirilmiş

 

TRAVNİK

 

Osmanlıya 70 tane vezir vermiş bir şehir. Vezirler şehri olarak anılıyor. On dokuz vezirin türbe ve mezarları bu şehirde bulunuyor Osmanlı kalesi, içinden akan çağlayanlarıyla, kahve ve baklavasıyla meşhur bir şehir.

Ayrıca dünyanın bir çok ülkesinden cihad için gelen mücahidlerin kabirleri de var burada,bunlardan biri de Türkiye’den gelerek şehit olan Müslümanlar arasından sembolleşmiş bir isim Şehit Selami Yurdan. Şehidin kabri başında düşündük bir ara. Onu buraya kadar getiren,savaştıran ve şehit kılan şeyin ne olduğunu. O'nun şahsında dünyanın herhangi bir yerinde zalimlere karşı savaşan aziz kardeşlerimiz için dua ettik.

Travnik’in meşhur tarihi kalesinden seyrettik bir de Travnik’i, doyumsuz bir görüntüydü, görüntüye doyamadan aşağıya indik. Alaca Camiinde namazlarımızı kıldık.

Bosna tam bir sular ülkesi.Her yerden ışıl, ışıl nehirler, dereler akıyor.Travnik’te şehrin içinden Plava akarsuyu akıyor.

 

VİSOKO

 

Saraybosna’nın 30 km kuzeyinde bulunan kurutulmuş etleri ve deri tekstil ürünleriyle ünlü 17.000 nüfuslu Visoko şehrinde Boşnak arkeolog Semir Osmanagiç 9 adet piramit olduğu iddiasında bulunmuş ve kazılara başlanmış. Biz de kazı yapılan 650 metre yüksekliğindeki Visocica tepesine gittik ve kazı çalışmalarında bulunan arkeologlarla görüştük. Mısır piramitlerinden ziyade Meksika piramitlerine benzer bir piramitler vadisinin burada olduğu söyleniyor.

Eğer bu tepe gerçekten altında bir piramidi gizliyorsa, bu piramidi hangi medeniyetin yaptığı sorusunun yanıtı Balkanlar ve Avrupa tarihi ile ilgili bildiklerimizi tamamen değiştirebilir. İlk olarak akıllara Visoko ve çevresinin bilinen ilk Bosna krallığının ortaçağdaki merkezi olduğu geliyor. Arkeolog Osmanagic ise bu piramitlerin tarihinin Slav kavimleri Balkanlar'a göç etmeden önce bu topraklarda yaşamış ve haklarında çok az şey bilinen 'Illyrian'lara kadar uzanabileceğini düşünüyor.

Tüm bu iddia kanıtlanırsa Avrupa kıtasındaki ilk piramitler Bosna-Hersek’te olacak.

 

FATİH'İN İNSAN HAKKI FERMANI

 

Sırpların 11 yıl önce katliam yaptığı, camileri yıktığı, insan hakları savunucularının seyrettiği Bosna Hersek'te Fatih Sultan Mehmet'in fermanı, en gözde belgelerden... Çünkü 1463'te yazılan bu ferman tam bir insan hakları beyannamesi gibi. Ferman özetle şöyle: "Ben Fatih Sultan Mehmet Han, bütün dünyaya ilan ediyorum ki; kendilerine bu padişah fermanı verilen Bosnalı Fransiskenler himayem altındadır ve emrediyorum: Hiç kimse ne bu adı geçen insanları ne de onların kiliselerini rahatsız etmesin, zarar vermesin. İmparatorluğumda huzur içerisinde yaşasınlar ve bu göçmen durumuna düşen insanlar özgür ve güvenlik içerisinde olsunlar. İmparatorluğumdaki tüm memleketlere dönüp, korkusuzca kendi manastırlarına yerleşsinler. Ne padişahlık eşrafından ne vezirlerden veya memurlardan ne hizmetkarlarımdan ne de imparatorluk vatandaşlarından hiç kimse bu insanların onurunu kırmayacak, onlara zarar vermeyecektir. Hiç kimse bu insanların hayatlarına mallarına ve kiliselerine saldırmasın, hor görmesin veya tehlikeye atmasın. Hatta bu insanlar başka ülkelerden devletime birisini getirirse onlar da aynı haklara sahiptir. Kuşandığım kılıç adına yemin ediyorum ki, emrime uyarak bana sadık kaldıkları sürece tebaamdan hiç kimse bu fermanda yazılanların aksini yapmayacaktır.”

 

Bu fermanın aslı, Bosna Hersek'in Fojnica kentindeki Katolik Kilisesi'nde hala duruyor.Boşnaklar'ın, Sarajevo Divno Mjesto "Saraybosna Sevgilim Benim" diye tanımladıkları "Sevdalılar Şehri" Saraybosna için yazılmış şiir ile gezi notlarımızı bitiriyoruz.

 

saraybosna sevgilim....

ne hasretmişim meğer sana...

ne hasretmişim esen rüzgarına

miljackanda akan suyuna...

başçarşındaki kuşlarına,

ferhadijadaki koşuşturmalara,

sanki sende benden birşeyler olan sokaklarına....

ilerliyorum sokaklarında...

başçarşıdayım kuşlarla,

onlar için yem satan yüzlerinde yılların izi olan insanlarınla...

kah yaşlı teyzeyim kuşlara yem veren...

kah kuşların hareketlerini izleyen dünyayı yeni keşfeden bir çocuğum...

biliyorum yaşanılan acıları, çektiğin sancıları ya da bilmiyorum tüm bunları...

ya babam ya annem yitti gitti o acılarda...

uçuyorum bir kuşum şimdi...

rahat uçuyorum bir süredir...

kuştum ama özgür değildim bir zamanlar...

çok arkadaşlar yitirdim insanları hedef alan sniperların atışlarında..

solumda gazi hüsrev bey camii, o kudretli yapı ...

bahçesinde su içiyorum kana kana...

genç bir delikanlıyım ferhadijada.

sevgilimle buluşacağım kilisenin önüne gidiyorum bir çiçek alarak....

orada...

yüreğim pır pır ediyor bir serçe gibi...

konuyorum parkta satranç oynayan yaşlı adamın başına...

usulca alıyor beni ellerinin arasına hoş bir buse kondurarak...

şah mat demeye az kaldı sevinçle hamlemi yapıyorum,

biraz da alaylı bakışlarımla 60 yıllık dostuma...

az şeyler geçirmedi bu dostlar beraber...

acılar sevinçler..

tramvaya biniyorum yorgun bir gezgin olarak...

etrafımda bana sımsıcak gülümsemelerini dağıtan insanlar...

kadın erkek çoluk çocuk...

sımsıcacık...

kalpten ...

içim ısınıyor...

biraz yaşlılarda bu gülüşün altında bir şey var bir sızı sanki...

çözemiyorum...

tebessümlerin sıcaklığıyla penceremden yola dalıp gidiyorum...

kulağımda bir müzik çoook derinden...mis gibi havası çarpıyor saraybosna dağlarının yüzüme pencereden...

dağlara bakıyorum...

8 yaşında bir kız çocuğuyum...

el sallıyorum dağlarda mevziilenmiş askerlere...

sonra neden ateş açılıyor o dağlardan bana...

oysa ben el sallıyordum askerlerimize.. dedemin bir hamlesiyle kurtuluyorum sniperatışından...

oysa ki asker sanmıştım onları ben...

anlamıyorum...

sesler geliyor pencereden koşuşturmalar...

bir telaş..

bir kadın oluyorum pazarda...

yemeklik üç beş sebze arayan...

zor bulmak ama almalı üç beş sebze..

çocuklar aç diyorum...

sonra birden ortalık sessizleşiyor bir sızı var bacağımda ama etrafta hiç ses yok...

gözlerimi açıyorum her yer kan gölü insanlar telaşlı ama tek ses yok...

evde çocuklar aç...

belki birşeyler bulurum umuduyla yol aldığım pazara giremeden insanların feryatlarını duyuyorum...

ama nafile...

herşey yerle bir...

eskiden hiç olmazsa çocuklar ilgilenirdi bizle..

artık onlar da unuttu bizi...

ne oluyor bu insanlara ne yapıyorlar diyorum korkudan miyavlayarak...

anlamıyorum...

derken küçük bir kız çoçuğu kucaklıyor beni kaçıyor korkuyla...

anlıyorum...

annem burdaydı nerede annem hıçkırıklarımı duymuyor mu kimse, bu kedicik de nerden çıktı o da benim ki korkmuş...

alıyorum kediciği kollarıma sımsıkı sıkıyorum...

koşuyorum koşuyorum...

koşuyorum...

rüzgarında savrulup konuyorum yaşlı bir kadının kollarına...

ağlıyor...

hastaymış kocası ama yokmuş ilaç...

neden yok anlamıyorum...

içini döküyor bana...

gözyaşı düşüyor kanadıma anlıyorum...

ıslanıyorum...

rüzgarla savrulup düşüyorum miljackanın sularına...

dün gece yanmıştı diğer yapraklarım oysa...

yıllarca durduğum o muhteşem binadan niye çıktığımı anlayamıyorum...

neden ateşler içinde kaldığımı...

iyice içime işliyor su..

bakıyorum bir parçam simsiyah eriyip bitiyor suda...

başımı kaldırıyorum...

bana yıllardır ev olan yer alevler içinde...su buz gibi...

ama alevler içinde yitip giden geçmişim beni eritiyor... anlıyorum...

suyun aksinde kendini gören bir askerim...

buz gibiyim ama ateş gibi kor...

az önce vuruldu çocukluk arkadaşım... tranvay penceresinden bakıyorum...

bir yanımda miljacka...

bir yanımda...

kurşun giriyor yüreğime...

ince bir sızı hiç acı yok..

bir sıcaklık...

uykuya dalıyorum...

derin bir uyku...

sonra neden uyanıyorum...

her zaman çocukluk arkadaşımla oynadığımız parktayım...

kimi tahta kimi mermer bir sürü işaret var...

anlamıyorum...

mis kokulu yarim geliyor...

elleri yumuşacık...

karanfil bırakıyor yüreğime bir de iki damla gözyaşı...

anlıyorum...

yarine ağlayan sevgili oluyorum mezarı başında...

içimde birşeyler kopuyor...

karanfilleri bırakırken yüreğine...

ellerime bir kelebek konuyor...

pencereden bakıyorum miljacka birşeyler söylüyor...

çook derinden bir ezgi geliyor kulağıma...

iniyorum tramwaydan yürüyorum sokaklarında saraybosna sevgilim...

kokusu vuruyor burnuma...

bir kelebek uçuyor derken...

ferhadija da iki sevgilinin çiçeklerine konuyor...

çook derinlerden bir ezgi duyuyorum...

saraybosna sevgilim...

ne olur bir daha ağlama.....

 

 
  Yazar: Av. Erdal ÖZDEMİR (Konya Barosu) Okunma sayısı: 16281
   
Üye Girişi

Şifre:

 


Haftanın Karikatürü


Anket

CUMHURBAŞKANI KİM OLSUN ?

Toplam Oy : 496

 
 
2007-20010 © Huder.org